Geçtiğimiz günlerde benim için çok güzel bir organizasyona tanıklık ettim. Yıllardır Kartal ilçesinde oturuyorum ve bunun bir ihtiyaç olduğunu düşünenlerden biriyim.
Evet, Kartal Sanat Tiyatrosunun açılışın da bulundum. Tek kelimeyle muhteşem bir açılıştı kimler yoktu ki her şeyden önce tüm tiyatro severler ve sanatın can dostları bir araya gelmişti.
Ailece tiyatroya gönül vermiş Serap Doğan Özdal ki kendisini Sıla dizisin dede zevkle izledim. Sevgili eşi kadir Özdal onu da Hatırla Sevgili ve Erkekler Ağlamaz dizisinden hatırlayacaksınız ve kardeşi Ercan Özdal tiyatro yönetmenimiz Mehmet Esatoğlu Sunay Akın Zafer İnceci Aydın Ilgaz ki hayatını tiyatroya adamış Rıfat Ilgaz’ın oğlu ve nice sanat dostları tiyatro gönüllüleri bi araya geldiler ve güneşe selam olsun diyerek kurdeleyi kestiler.
Sayın Esatoğlu” sahne üzerinde işlenebilecek hiçbir suç yoktur” derken Özdal ailesi de “her ilçeye en az bir tiyatro” dilediler. Ayrıca aileleri de hem eğitim hem oyun izlemek için biraz daha titiz olmaya davet ettiler.
Sayın Nihat Nadi Ülger” tiyatro insanın yolunu aydınlatan bir ışıktır” diyerek sözlerine şöyle devem etti:” İstanbul’un onlarca semtinden biridir Kartal. Kimileri için burası İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan bir köprüdür. İstanbul’a girenler sıra sıra semtlerle karşılaşır buluşur. Tuzla’yı Pendik’i görürler. İş Kartal a gelince durum farklıdır tarihi olan bir semttir Kartal. Hoş her yerin bir tarihi vardır ama Kartal başkadır. Çünkü buranın tarihini Kartal’lılar tırnaklarıyla yazmışlardır kazıya kazıya.
Milyonlarca emekçinin evi olan Kartal’ın politik tarihi vardır ki bu çok önemlidir. Kartal’ın sanatsal tarihide çok önemlidir.
Edebiyat tarihinde sevgili Nazım Hikmet ünlü destanında Kartal’lı Kazım’ı anlatarak bizi insan manzaralarında önemli bir yere koymuştur. Biz Kartal’lıları anlatan en güzel sözlerden biride o şiirdedir: Kartal’lı Kazım savaştan öncede bahçıvan savaştan sonrada.
Evet, biz Kartal’lılar böyleyizdir koşar üretir ve bir şey beklemeyiz. Tersini yapan da olur ama o da has Kartal’lı değildir.
Kartal Sanat Tiyatrosu 20 yıl önce Kartal Gençler Tiyatrosu olarak perde açarken Kartal’da tıpkı Kartal’lı Kazım gibi düştü yola. Hiçbir şey beklemeksizin yalnızca Kartal’a ışık olmak için.
90 ların başında bir apartmanın bodrum katını sahne yaptık. Oyunlar oynadık. Çocuklar kendilerine yönelik, gençler kendilerine yönelik, yetişkinler de kendilerine yönelik sanatsal ürünlerle buluştular tanıştılar. Daracık üç masalık bir kafesi vardı. Dolar taşardı borç harç alınmış bir film gösterme makinesiyle de filmler gösterirdik. Dört başı mamur bir kültür merkezi olarak çalıştık. Tek bir kapımız vardı yanı başımızda bahçeye açılan bir gün kaçak inşaat dikildi kapımızın önüne. Çıkamadık dışarı tıkandık kaldık.
Kartal’ın orta yerinde bir okul vardı Eczacıbaşı İlkokulu güzel bir okuldu. Okulun altında büyük boş bir alan vardı bu alanı sanatsal bir alan haline getirme düşüncesi kısa bir sürede tutku oldu içimizde.
Kartal’ın orta yeri tiyatro diye giriştik ellerimizle tırnaklarımızla. O işe yaramayan boş alan meğerse ne kadar bereketliymiş hem okulun hem bizim bir tiyatro salonumuz oldu. Ayrıca bir dolu çalışma yapacak odalar, bir resim galerisi yarattık o boş işe yaramaz alandan.
Oyunlar oynadık sanat eğitimi verdik Kartal’ın çocuklarına gençlerine. Dünyanın neresinde olursanız olun madalya takarlar adama biz de öyle olmadı. Bu Kartal a ışık saçan aydınlanma yaratan alanın üzerine dozerlerle geldiler. Yerle bir ettiler o güzelim okulu da sanat alanımızı da
Böyle bir durumda bu kadar serüveni yaşayanlar öfkelenir küserler. Bizse inatçıydık bulduk boş bir alan daha. Bir alan daha var ettik bu alanın öyküsü de tıpkı öncekiler gibi.
Bu arada ben bu alanları var etmek için koşarken bir de kız büyüttüm sevgili eşim Nurcan ımla birlikte.
Şimdi bu açılış günü izninizle o kızı yani Aze yi çağırıp ona bir Rıfat Ilgaz şiiri okumak istiyorum onu ihmal edip bu alanları var ettiğim bütün günlerin acısını çıkarmak için”diyerek şöyle devam etti:
UYUSUNDA BÜYÜSÜN
Tüketme nefesini maviş kızım bildiğin Türkçe kıt gelir masallarıma
Sözden sazdan anlamazsın kuştan yapraktan haberin yok
Biz yaşlılar nelerde bilmeyiz hele sen belle dilimizi
Biliriz de güzel laf etmesini çekiniriz konuşmaktan yazmasını bilir yazamayız
Üzme beni yum gözlerini uyutacak ninnilerim yok
Türküler mi istersin benden bağrı yanık memleket türküleri
Ne arasın bizde o ses ıslıkla söylenir kaçak şarkılar mı istersin
Bunlar size gelmez uykusunu kaçırır çocukların
Sana hazır ninniler söylesem bahçeye kurdum desem salıncak
İnanırmısın? ne bahçe var nede beşik bir arabacık da istemez mi şu asfalt
Yorganın yatağın iğreti doğdun doğalı ne oyun gördün ne oyuncak
Uyu benim maviş kızım dem geçecek devran geçecek
Keloğlan murada erecek sökülecek has bahçenin çitleri ağlayan nar gülecek!
RIFAT ILGAZ
Dizeleriyle de sözlerini noktalı.
Bende tiyatro severler adına diyorum ki hoş geldiniz yolunuz açık olsun yeni yuvanızda hep var olun olunki bizler ve bizden sonraki nesiller e sevgiyi aşılayın sözlerime Sunay Akın’ın bir sözüyle son vermek istiyorum: bir taşı delen suyun gücü değil damlaların devamlılığıdır…
.
(Gönder SEDANUR, Temmuz 10, 2008, 12:00 PM)