<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kartal Gazetesi &#187; Ali Yalçın</title>
	<atom:link href="http://www.kartalgazetesi.com/author/aliyalcin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kartalgazetesi.com</link>
	<description>Kartal&#039;dan Her An Haber</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Feb 2012 22:45:35 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Özel Harekât okullara kaydırılsın!</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/14705-ozel-harekat-okullara-kaydirilsin</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/14705-ozel-harekat-okullara-kaydirilsin#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2011 11:54:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Flaş]]></category>
		<category><![CDATA[Sivil Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=14705</guid>
		<description><![CDATA[Okullarda kayıt döneminde bağış veya her hangi bir isim adı altında para toplanmaması yolunda genelge&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Okullarda kayıt döneminde bağış veya her hangi bir isim adı altında para toplanmaması yolunda genelge yayınlanması, Alo İhbar Hattı kurulması ve TİM oluşturulması ile ilgili Okulların kaynak sorununun çözülmeyip halkın duygularına hitap eden popülist politikalara tepki devam ediyor. İdarecilerin aşağılanmasına </strong><strong>Eğitim-Bir -Sen Genel Basın Yayın Sekreteri Ali Yalçın,</strong><strong> </strong><strong>sendika genel merkez sitesindeki yazısında tepki gösterip ironi yaparak TİM yetmez. “Özel Harekât Okullara Kaydırılsın(!)” dedi. İşte O yazı…</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Özel Harekât okullara kaydırılsın!</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Necip Fazıl Kısakürek’in “<strong>Lafımın dostusunuz davamın yabancısı/Yok mu sizin köyde çeken fikir sancısı…”</strong> diye bir dizesi var. Aynı şeyleri düşünüp aynı konuşamadığım, his edip de anlatamadığım zaman, aklıma hep bu dize gelir.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı’nda her kayıt döneminde, ‘<strong>bağış alınmayacaktır, biline; bağış alanın boynu vurula’</strong>türünden, teşbihte hata olmasın, <strong>“tavşana kaç, tazıya tut”</strong> kabilinden açıklamalardı. Bir İl Milli Eğitim Müdürü’nün,<strong>“Okulların personel eksiği ile nasıl zor durumda olduğunu ve nasıl ayakta durduğunu ben biliyorum. Her ne kadar ‘zorunlu bağış almayın’ diyorsak da, eğer veli veriyorsa, ceketini de alın derim”</strong> dediğini duymuştum.</p>
<p>Bu, aslında aşağıda yaşanan dramın en belirgin tarifiydi. Bakanlar, okul müdürlüğü ya da Milli Eğitim’de tabandan tavana yükselmeyle gelmediğinden, öğretmenler ve okul yönetimleri çoğu kez hariçten gazel okumayla karşı karşıya kaldılar. Kısacası, Üstat Necip Fazıl Kısakürek’in affına sığınarak, <strong>“Eğitimin dostusunuz Bakanlığın yabancısı/Çekmediniz bilemezsiniz nedir okulun sancısı…”</strong> demek yerinde olacaktır.</p>
<p>Hadi anladık, Bakan, akademisyen olması dolayısıyla eğitimci ama kurum içinden yükselerek gelen birisi değil. Kurumun yaşadığı dramın yabancısı ve sorunları ayrıntısına kadar bilmesini de beklemiyoruz. Alelacele genelge yayınlayıp TİM kuran, <strong>“Alo İhbar Hattı”</strong> tahsis eden ve bütün okul yöneticilerini zan altında bırakıp adeta aşağılayan nihai muhatap Bakan olsa da, onu bir kenara koyalım. Genelge hazırlayıp Bakan’ın imzasına sunanlar; doğal olarak siyasi düşünen, okulların durumunu ve işin iç yüzünü bilmeyen halkın serzenişlerini önceleyen Bakan’ın gururunu okşamak, beni fark et demek yerine, aşağıdaki soruların cevaplarını içeren bir brifing ile işe başlamalıydılar.</p>
<ul>
<li>Okul başına bir tane bile olsa, kadrolu hizmetli düşüyor mu?</li>
<li>Okullarda toplam yardımcı hizmetli personel ihtiyacı ne durumdadır ve okullar hizmetli personel sorununu nasıl çözüyor?</li>
<li>Ücretli yardımcı hizmetli personel çalıştırıp aylık maaşı ödemekte zorlanılıp sigortası yatırılamadığı için kişi borcu çıkarılan günah keçisi müdür sayısı kaçtır?</li>
<li>Ödenek gönderilen okullar hangileri ve başta ilköğretim okulları olmak üzere hiç ödenek gönderilmeyen kaç okul var?</li>
<li>Okullar ufak çaplı tamirat ve tadilatı nasıl yapıyor?</li>
<li>Kurucu müdür olarak atanan adamın eline bir kuruş bile tutuşturulmadan kurum nasıl kurduruluyor?</li>
<li>Okulların zamanında ödenmeyen elektrik, doğalgaz faturaları nedeniyle gecikme zammı geldiğinde, bütçeden ödenemediğinden dolayı, nereden ödeniyor?</li>
<li>Boya-badana ve yıllık bakımlar hangi bütçe ile yapılıyor?</li>
<li>Her gün yarışma ve program dolayısıyla merkezlerde salonlara çağrılan öğrencileri aktaran araçların paralarını kim ödüyor?</li>
<li>Okullarda fotokopi, kırtasiye gibi rutin giderler nereden karşılanıyor?</li>
<li>Okul kapılarında güvenliği sağlamak için tutulan personelin maaşı nereden karşılanıyor?</li>
<li>Müsabakalar dolayısıyla sağa-sola götürülen öğrencilerin ve heyetlerin ücretleri nereden karşılanıyor?</li>
<li>Okul, teknolojik olarak kendini yenilemesi gerekiyorsa ve Bakanlık da bonkör davranıp herkese vermediğine göre, okullar kendilerini teknolojik olarak hangi kaynaktan yeniliyor?</li>
<li>Okulların bazılarında olan servis ve kantin gelirleri toplam giderin kaçta kaçına tekabül ediyor?</li>
<li>Hiç servis ve kantin geliri olmayan okullar başının çaresine nasıl bakıyor?</li>
<li>Okul idarecisi olup da veliden para istemekten zevk alan, ‘kendini küçültmekten’ gurur duyan kaç kişi var?</li>
</ul>
<p>Bu soruları çoğaltmak ve sıkıntıları sıralamak için üç nokta koyup, okuyan okul idareleri ‘devam etsin’ desem, yazılanları topladığınızda ansiklopedi çıkar ortaya. Peki, her şey ortadayken, soruna yabancı davranıp ‘görmüyorum, bilmiyorum ve duymuyorum’ demenin ne anlamı var?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Okul müdürlerinin şantiye görevlisi, yardımcılarını ve öğretmenleri dilenci konumuna düşüren bu sorunların çözümüne yönelik cümle kurmak dururken, okul yöneticilerini aşağılayan ve TİM kuranlar ne yapmak istiyor? Bence, 444’lü <strong>“Alo İhbar Hattı”</strong> ve <strong>“Özel TİM”</strong>yetmez; MİT’i, Genelkurmayı, sınırdaki <strong>“Terörle Mücadele Birliklerini”</strong>, hatta <strong>“Özel Harekâtı”</strong> bu konuya tahsis etmek ve okullara kaydırmak lazım(!)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hem okul yönetimleri ne iş yapıyorlar ki, akşama kadar yatıyorlar. Okul idareciliği yan gelip yatma yeri mi ki? İkili eğitim yapan bir okulda yöneticiler sabah 7.00’da okula gelip akşam 19.00’da okuldan ayrılıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Akşam 19.00 ile sabah 7.00 arası 12 saat bir boşluk var. Müdürler ve yardımcıları bu saatlerde okulda yardımcı hizmetli olarak fazla mesai yapabilir ve okulları süpürebilirler, öyle değil mi? İlköğretim okulu müdürlüğü yapan ve sorunu iliklerine kadar yaşayan biri olarak, brifingi eksik veren bürokratların zihnini açmak(!) için bu önerileri yaptım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Allah aşkına, okulların finansman problemi çözüldü de müdürler inadına halka eziyet etmek için mi onları bağışa zorluyor. Eğer böyle bir şey varsa, tespit edin, sadist ruh yapısına sahip olduğundan, ibret-i âlem olsun diye çarmıha gerin, sendikalar olarak biz de tempo tutalım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer’e sendika merkezi olarak yaptığımız <strong>‘hayırlı olsun’</strong> ziyaretinde sunduğumuz raporun ilk iki maddesinden birisi; eğitim kurumlarının hizmetli personel sıkıntısı ve sorunun acilen çözülmesi talebidir. Sayın Bakan alelacele imzalayarak yürürlüğe koyduğu talimat ve ihbar hatları ile okul idareleri başta olmak üzere eğitim camiasını son derece üzmüş ve tepkiyi doruğa çıkarmıştır. Anlaşılan yeni Bakanımız okullara yabancı. Başbakan, imkânsızlık içinde yaşamını sürdüren ailelerin durumunu anlamak için çat kapı iftar sofralarına gidiyor. Milli Eğitim Bakanı’ndan aynı duyarlılığı bekliyor ve merkezi bazı okullar istisna, çat kapı okul ziyaretleri yapıp, ‘bu okullar nasıl ayakta duruyor’ sorusunun cevabını bizzat müşahede etmesini öneriyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Günlerdir gelen telefonlardan ve tepkilerden anlaşılan; okul idareleri, arsız durumuna düşmemek için, şu an velilerden herhangi bir talepte bulunmamaktadır. Herkes <strong>‘Bakan’ın bir bildiği var herhalde’</strong> diye kurulacak tılsımlı cümleyi beklemektedir. Okullar açıldığında, giderler nasıl karşılanacak ve <strong>‘Okul Aile Birliği bütçesinden ücretli çalıştırılan hizmetli personelin maaşı nereden ödenecek’</strong> sorusu, Sayın Bakanımız ve işgüzar bürokrasi hariç, herkesin ortak sorusudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hiçbir sendika, okullarda para toplanmasının, eğitimci ile öğrenci-veli arasında dilencilik ilişkisinin devamından yana olamaz. Ortada bir çaresizlik söz konusu ve çile, hayatın bir parçası haline dönüştü. Çok acı ama eğitimciler çileyi, <strong>‘kaderimse, çekerim’</strong> diyerek istemeden de olsa içselleştirdi. Sayın Bakan’dan, çekilen çileyi yerinde teşhis etmesini bekliyoruz. Sorunu teşhis etmeden yayınlanan <strong>‘bağış alınmayacaktır, biline; bağış alanın boynu vurula’</strong> yazısı ve devamında gelen yaptırımlar tepkiyle birlikte, farkında olmadan, yeni bir umudu da ortaya çıkardı.</p>
<p>Hep birlikte, <strong>‘Sayın Bakan’ın bir bildiği var herhalde’</strong> cümlesini kuruyor ve erken bayram yaptıracak haberi sabırsızlıkla bekliyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ya bayramı erkene alacak cümle yoksa? Her şeyi biz sorup cevabı da biz vermeyelim. Onun cevabını da başkaları versin…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ali YALÇIN</strong></p>
<p>EĞİTİM-BİR-SEN Genel Basın Yayın Sekreteri</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/14705-ozel-harekat-okullara-kaydirilsin/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eğitim Bir Sen çok ağır konuştu</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/13971-egitim-bir-sen-cok-agir-konustu</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/13971-egitim-bir-sen-cok-agir-konustu#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Jun 2011 11:26:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=13971</guid>
		<description><![CDATA[Eğitim-Bir-Sen&#8217;in Genel Yetkisini sindiremeyen ve gölegelemeye çalışanlara sendikanın Genel Basın Yayın Sekreteri Ali Yalçın çok ağır cümlelerle&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim-Bir-Sen&#8217;in Genel Yetkisini sindiremeyen ve gölegelemeye çalışanlara sendikanın Genel Basın Yayın Sekreteri Ali Yalçın çok ağır cümlelerle sendikada ki köşesinden karşılık verdi. İşte O yazı&#8230; ve KAPAK RESMİ</p>
<p><strong>Yalan Namertlerin Cesaretidir</strong></p>
<p><strong>‘Hazımsızlığın sonu saygısızlıktır’</strong> denir. Eğitim-Bir-Sen’in, 195 bin 670 üye ile genel yetkili sendika olmakla kalmayıp, Türkiye’de kamu çalışanları sendikaları arasında en büyük sendikası olmasının bazılarında şişkinliklere neden olacağını ve hazımsızlık nedeniyle, özellikle birilerinin saygısızlık içeren cümleleri kuracağını biliyorduk. 200 bini bulan rakamın ne olduğunu ve ne manaya geldiğini bildiği halde, ellerindeki kiri bulaştırmaya çalışan biri iri, diğeri gözlerini yeni açacak kadar küçük iki bünyeden ses duyuldu.</p>
<p>W. Shakspeare, <strong>“Bir adam yenildi mi, bu yenilgi onun yeni saldırılarına yol açan bir kapıdır”</strong> der.</p>
<p>Gözleri kamaşanlara ve idraki körelmişlere Mevlana Hazretleri, <strong>“Gözlerini kamaştıran renkli camları kır da öyle bak ki, gözüne çarpan şeyin ne olduğunu bilesin”</strong> der.  Geçenlerde bir arkadaşıma, ‘gözüne çarpanın ne olduğunu bildiği halde çarpıtmaya ve kirli gürültü oluşturmaya yeltenene ne demek lazım’ dedim. Başkanım, <strong>“Bir it ürüyor diye koca kervan geri dönüp bakmaz”</strong> dedi. Hakikaten ‘Bey’lik bir laftı. Kirli sese dönüp cevap vermeyi düşünmediğim için, sözü bir kenara not etme gereği duymadım. Keşke bir kenara not etseymişim…</p>
<p>Çarşamba günüydü sanırım, arayan bazı arkadaşlar, <strong>“Başkanım, başarımızı sanal olarak adlandıran ve çamur çalmaya çalışan yazıyı okudunuz mu”</strong> diye sordular. Ben de, ‘hazımsızlığın sonu saygısızlıktır. Bu kadar şişkinlikten sonra bazı seslerin çıkması doğaldır, bu beklediğimiz şeydir. Türkiye’nin en büyük örgütlü yapısı, dönüp sese bakmamalı’ dedim. Bu kanaatimi korurken, hafta sonu arayan bir dostum, ‘mücadelemizin amacına ulaşması ve emeklerimiz neticesinde sözleşmelilerin kadroya geçmiş olması ile ilgili kararname imzaya açılmışken, her zaman yaptıkları gibi sözleşmelilerin duygularını köpürtmeye ve manipüle etmeye hizmet edenlerin başarımızı kendilerine tahvil etmeye çalışmasına neden müsaade ediyorsunuz’ dedi. Aklıma Eflatun’un, “<strong>Fenalıkların ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır” </strong><strong>sözü geldi. </strong><strong>Joseph Parker, </strong><strong>“</strong><strong>Çamur atma; hedefini şaşırır, kirli ellerinle kalıverirsin”</strong> der, fakat kirli elleriyle kalması gerekenlerin insanların zihnini de kirlettiklerini düşünmeye ve doğrusu Eflatun’u haklı bulmaya başladım.</p>
<p>İbn-i Sina, <strong>“Kendinin ne olduğunu bilen insan, bazı kendini bilmezlerin, onun hakkında söylediklerinden etkilenmez”</strong> derken, sanırım benim gibi düşünmüştü. Söyleyen kişinin kartvizitine bakıp şaşıran bazı arkadaşlarımız, <strong>“Bu insanlar yalanı nasıl böyle gerçek gibi sunabiliyor ve yalanı meşrulaştırıyorlar” </strong>diye hayretlerini gizleyemiyorlar. Özellikle gidilmedik kurum bırakmayan, bazen kurumlara defaten giden yöneticilerimiz ve inisiyatif alarak ter döken arkadaşlarımız, on yılda istikrarlı bir şekilde ilmek ilmek dokunarak oluşturulan 195 bin 670 üyenin haykırdığı gerçeği görmeyen ve gölgelemeye çalışanların gözlerinin sağlığından şüphe ediyorlar. Şüphelerinde haklılar ve bilmelidirler ki, aynen düşündükleri gibi, güneşin yükselişini göremeyecek kadar körler. Hem gerçeği göremeyecek hem de aynadaki suretlerini fark edemeyecek kadar körler…</p>
<p>İbn-i Sina, <strong>“Hiç kimse, görmek istemeyen kadar kör değildir”</strong> derken, tam da bu tipleri kastediyor sanırım.</p>
<p>Hz. Ali, “<strong>Cevap çok uzun olduğu zaman doğru gizli kalır” </strong>demektedir<strong>. </strong>Başarımızın arkasındaki gerçeğin, neler yaptığımızın açıklanarak anlatılması saatler sürer.<strong> </strong>Zirveye çıkışımızdaki terimizin tuzu, hazımsızlık ve şişkinlik yaşayanların gözlerini yakıyor sanırım. Onlar gözlerini ovuşturmaya devam etsinler. Eğitim-Bir-Sen’in zirveye yerleşmesini, uydurdukları yalanlarla gerekçelendirmeye, gölgelemeye ve bazı siyasi figürlerden yalan makinesi unvanını almaya koşsunlar. Onlara, Phtagore’nin dediği gibi, <strong>“Ya susun ya da susmaktan daha değerli şeyler söyleyin”</strong> demek isterim ama nafile…</p>
<p>Alışmış kudurmuştan beterdir, alışkanlıklarından vazgeçmezler. En iyisi ben, Eğitim-Bir-Sen neler yapmadı, onları sıralayayım. Genel Yetkili sendikama, <strong>“Sen Artık Bey’sin”</strong> diyen Genel Eğitim ve Sosyal İşler Sekreterimiz Teyfik Yağcı Bey’in müsaadeleri ile neler yapmadığımızı, <strong>yetkimizi sanal bulan zevata </strong>ve<strong> “minik sıçan”</strong>a ‘Bey’lik cümlelerle söylemek isterim.</p>
<p><strong>Eğitim-Bir-Sen Neleri Yapmadı? </strong></p>
<ul>
<li>Öncelikle sendikacılığı kavga zeminde yapmadı. Hiç      kimseyi şerrinden dolayı üye olmak zorunda bırakmadı. İdari makamlarda      bulunan üyelerine, ‘kimse sizin şerrinizden dolayı üye olmak zorunda      kalmasın. Eğer birisi sendikamıza üye olacaksa şerrinizden dolayı değil,      sevginizden dolayı olsun’ dedi ve kimseyi şerrinden emin olmak için üye      olmak zorunda bırakmadı <em>(Eğer sizler gibi yapılsaydı, on yılda değil,      sizin gibi bir yılda hormonlu büyürdü).</em></li>
<li>Kamu vicdanını yerine getiriyor olmanın temel      şartının bağımsız olmaktan geçtiğine inanarak iradesini ipotek altına asla      aldırmadı. Siyasi vesayetle yönetilen, genel başkanlarını dahi      delegelerinin seçemediği, siyasiler tarafından tokatlanan,      kaybettirildiğinde hangi direktifle indirildiği konusunda basına ağlayan,      siyasi parti ile organik bağı olan bir sendika olmadı.</li>
<li>Eğitim-Sen’e karşı mütedeyyin eğitim çalışanlarını,      <strong>“Bize üye olun ki, komünistler genel yetkili olmasın”</strong> diye      çağırırken, aynı Eğitim-Sen ile Çanakkale’de ortak açıklama yaparak, <strong>“İHL      kökenli veya Din Kültürü Ahlak Bilgisi öğretmenleri de idareci oluyorlar      ve idareci olunca yeni öğretmen ihtiyacı oluşuyor, dolayısıyla dinci      kadrolaşma oluyor” </strong>diye aymazlık yapmadı.</li>
<li>28 Şubat’ta masalara bildiriler bırakarak, ‘biz      devletin derini ile barışığız, bize üye olun, yoksa başınıza işler gelir’      anlamına gelen ahlaksızlıkları yapmadı.</li>
<li>Postmodern darbe sürecinde ‘5’li Çete’ye karşı      çıktığı ve darbecilerin karşısında olduğu gibi, Şener Eruygur’un darbe      planlarında darbeye zemin hazırlamak için sokağı ısıtmakta kullanılacak      “sendika=ırgat” kodlamasında rol biçilecek hiçbir kirli ilişkinin içinde      de olmadı.</li>
<li>Konfederasyon Genel Merkezini, Şener Eruygur başta      olmak üzere 41 darbe heveslisi çeteye açıp ev sahipliği yaparak, Ulusal      Birlik Hareketi’ni oluşturup Tuncay Özkan ile Menemen’den Cumhuriyet      yürüyüşü diye darbenin ayak seslerini oluşturmaya yeltenmedi.</li>
<li>Ergenekon lobisinin “Okyanus Ötesi” fobisine      katılıp Türk Eğitim-Sen Genel Teşkilat ve Genel Basın Yayın Sekreterliği      görevlerini yapmış, şu an MHP Gaziantep Milletvekili Adayı olan Mustafa      Kızıklı gibi, <strong>“Darbelere destek vardı ama okyanus ötesinden fetva      yoktu. Hadlerine de değildi. Peygamber, kelimeyi şahadetten      çıkarılmamıştı. …Tüm bunları düşününce gerim gerim geriliyorum. Okyanusa      doğru dönüp; hacılarını hocalarını, tüm sivil TARAF’larını ve bize tahsis      ettiğin ZAMAN’ını da al ve ülkemden defol”</strong> da demedik.</li>
<li>Bir taraftan Toplu Görüşme Masası’nda memurlar için      yüzde 2-3’ün pazarlığını yaparken, diğer taraftan <strong>“Kriz varsa, çare de      var”,</strong> harcayın diye yapılan kampanyalara, memurla dalga geçercesine,      katılmadı.</li>
<li><strong>“Memura toplu sözleşme hakkı verilmelidir”</strong> kararı çıkan 2009 Toplu Görüşme Kararı’nın devamı olan Abant Çalıştayı’na      katılmaktan son anda vazgeçerek samimiyetsiz davranmadı.</li>
<li>Toplu Sözleşme Hakkı’nı, askeri vesayetin      sonlandırılmasını, yargı reformunu, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru      hakkını, memura verilen kınama ve uyarı cezalarına yargı yolunu içeren 12      Eylül 2010 Anayasa Referandumu’nda CHP, MHP, DİSK, KESK, KAMU-SEN, YARSAV,      ERGENEKON hatta BDP ve KCK ile aynı ipe dizilerek, <strong>“Hayır”</strong> da      demedi.</li>
<li>Türk Eğitim-Sen Şubesi tarafından yapıldığı gibi, <strong>“CHP      Teşkilatlarına referandumda moral ve motivasyon”</strong> ziyaretlerine de      gitmedi.</li>
<li>İdeolojik saplantıları nedeniyle mücavir alanına      yanaşamadığı Başbakan’ın Memur-Sen Kongresi’nde kadro sözü ve talimatı      vermesinden endişelenip siyasi reflekslerle ya seçimde bir siyasi partiye      yararsa diye sendikal refleks değil, siyasi reflekslerini de ortaya koymadı.      Kadro konusu netleştiği ve imza aşamasına geldiği halde, pinokyo resmi ile      <strong>“Başbakan’ın Sözleşmelilere Kadro Sözü Fos Çıktı”</strong> diye Genel Merkez      sitesinden de vermedi.</li>
</ul>
<p>Neyse bu pilav çok su götürür ve bu cümleler devam eder gider. En iyisi ben üç nokta koyayım ve gerisini siz ekleyin.</p>
<p><strong>Ali Yalçın</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/13971-egitim-bir-sen-cok-agir-konustu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akşam Liseleri ve Eğitimin Leylekleri Sorunu!</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/9021-aksam-liseleri-ve-egitimin-leylekleri-sorunu</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/9021-aksam-liseleri-ve-egitimin-leylekleri-sorunu#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 Sep 2010 13:06:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=9021</guid>
		<description><![CDATA[Kabul edilen bir yanlışlık kazanılmış bir zaferdir. Milli Eğitim Banklığının bir yanlışlığı kabul etmesi ve&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kabul edilen bir yanlışlık kazanılmış bir zaferdir. Milli Eğitim Banklığının bir yanlışlığı kabul etmesi ve derhal çözüm bulması gerekiyo</strong> Bakanlık bürokratlarının bu yazıyı sıradan bir yazı ve anlatılanları da sıradan bir olay gibi değerlendirmemeleri gerekir. Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından görülmeyen/görülmek istenmeyen bir sorun bu… Öğretmenlerin ve (bazı) idarecilerin şiddetle eleştirdiği, eğitimde fırsat eşitliği değil fırsat eşitsizliği olarak gördüğü, okulun kimyasını alt üst eden bir çarpıklıktan söz ediyoruz. <strong>Herkesin eşit ama bazılarının daha eşit olduğu bir uygulama maalesef eğitimde devam ediyor.</strong> Eğitimin leylekleri diye tanımlanabilecek önemli bir sorun…</p>
<p>Lisede okuyan ve dönem sonunda11 zayıfı olan bir öğrenci, bir üst sınıfa nasıl geçer sorusuna verilecek cevap: <strong>Öğrenci fakir mi yoksa zengin mi sorusu olmalıdır. </strong>İşin iç yüzünü bilmeyenler bu ne biçim cevap, devlet fakir ve zengin için ayrı muamele mi yapıyor diye çıkışabilirler ama aceleci olmasınlar işte cevap:</p>
<p>Mayıs/Haziran aylarında bazı öğrenciler 11 zayıfla ellerinde tasdikname ile gidiyor ve dönem başında zayıflar sıfırlanmış olarak geri dönüyorlar. Gidişi ve dönüşü ücretli bir yolculuğa çıkıyorlar adeta… İmkânı olanlara özel paralı leyleklerin yolculuğu bu…</p>
<p>İki öğrenci düşünelim biri fakir, diğeri zengin olsun. İkisi de Lise 10. Sınıf öğrencisi olsunlar. İkinci kanaat döneminin sonu yaklaştığında her ikisinin de 10’ar zayıfı olsun. Doğal olarak ikisini de ter basması gerekirken ter bile zengin mi fakir mi diye ayırıyor. Fakir ise ter iliklerine kadar bütün vücudu sarıyor ve sonuçta öğrenci örgün eğitimden ayrılarak Açık Lise/ Açık Meslek Lisesi yolunu tutuyor. Eğer fakir değilse 10 zayıfla bedeli ödenerek tasdikname ile Özel Akşam Lisesine gidiyor. Yaz döneminde bütün zayıflar temizleniyor dönem başında yüksek bağış ile tekrar aynı sınıfına dönerek eğitimine devam ediyor. Yani bütün yaz saz çalan Ağustos Böceğinin fakir ise canı yanıyor ama zengin ise çalışan karıncadan farkı olmuyor. <strong>Bir okulda 200 öğrenci abartısız aynı yolu kullanarak git-gel yapıyorsa bu durum önlemi alınmadığı için kayıt dışı kazanca teşvik eden önemli bir sorun olarak karşımızda duruyor demektir.</strong> Yasal boşluktan dolayı iltimasa kapı araladığı için işi kitabına uydurup para kazanmak isteyen özel sektörü de iştahlandıran bir sorun. Lise müdürünün de iştahı kabartıyor ve tabiri caizse eşeğin aklına karpuz kabuğu düşüyorsa, sorun nerede diye sormak Bakanlık yetkililerine düşmüyor mu? Yaşanan bu sorunda Bakanlık Merkez Teşkilatında bulunan bürokratların kabahati yok denilebilir mi? Ortada dönen rakamlar konusuna girmiyorum bu pazarlığa göre değişebilecek bir konudur.</p>
<p>Herkesin bildiği gibi Akşam Liseleri, gündüz çalışan (işçi, memur, esnaf vb.) kişilerin, eğitim-öğretim ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, Milli Eğitim bünyesinde kurulmuş okullardır. İstanbul’un ilk akşam lisesi, 1958’de Vefa Lisesi adıyla, Vefa Lisesi bünyesinde açılmıştır. Daha sonraki süreçte Özel Akşam Liselerinin açılması ile bir ihtiyaca cevap verilirken farkında olunarak veya olunmayarak bırakılan yasal boşluk iştah kabarmakla kalmayıp liselerde disiplinsizliğe kapı aralayan, sınıfın haylazlarının işini hakkıyla yapmak isteyen öğretmeni sırıtarak ezdiği eğitimin kara deliği haline dönüşmüştür.</p>
<p>Burada bir şeyi ayırmak lazım… Bu yazı bütün Özel veya Resmi Akşam Liselerini aynı kefeye koyan bir yazı olmamakla birlikte Akşam Lisesine git-gellerin yaşandığı bütün okullarda durum aynıdır demekte değildir. Bu genellemeyi yapmak vebal gerektirir ki bunu söylemek kimsenin hakkı ve haddi değildir. Bakanlık yetkilileri bu istatistikleri ve hareketleri, yoğunlaştığı yerleri bir tuşla öğrenebilecek ve iddiaları araştırabilecek imkânlara sahiptir. Bu konuyu gündeme taşırken sahip olunan refleks, tamamen eğitimin disiplin boyutunu alt üst eden bir kara deliğe işaret edilmesinden ibarettir. Bu açık eğitimin yozlaştırılmasına zemin hazırlayan yeni bir sektörün oluşmasına doğru hızla yol almaktadır.</p>
<p>Kurumların da gördükleri, görmedikleri, göremedikleri ve görmek istemedikleri vardır. <strong>“Eğitimin Leylekleri Sorunu”</strong> Bakanlık tarafından hangi kategoride sınıflandırılıyor bilmemiz mümkün değildir. <strong>Bilinmesi gereken ve öğretmenlerin üzerinde mutabık olduğu tek şey; bu konunun mutlaka ama mutlaka Bakanlık tarafından fark edilmesinin yanında, Akşam Liselerine <span style="text-decoration: underline;">giden yolun dönüş trafiğine kapatılmasıdır.</span></strong></p>
<p>Ali YALÇIN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/9021-aksam-liseleri-ve-egitimin-leylekleri-sorunu/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Referanduma HAYIR da Hayır var mı?</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/8323-referanduma-hayir-da-hayir-var-mi</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/8323-referanduma-hayir-da-hayir-var-mi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 09 Aug 2010 13:19:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=8323</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandır hastasınız… 
Tedaviye karar verdiniz ve doktora gittiniz.
Checkup yapıldı. Şeker, kolesterol ve bir de en&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır hastasınız… </p>
<p>Tedaviye karar verdiniz ve doktora gittiniz.</p>
<p>Checkup yapıldı. Şeker, kolesterol ve bir de en önemlisi üreyen tümör çıktı. Tümör sadece kafada değil bazı hayati organlarınıza da sıçramış. Tümörün verdiği rahatsızlığa vücudun bazı organları adeta isyan ederken sindirim sisteminiz direnç gösteremiyor. Sindirim sisteminiz tümörü kanıksamakla kalmamış neredeyse kutsamaya başlamış.</p>
<p>Doktor:</p>
<p>Bayım, ben şeker ve kolesterolünüze bir şey yapamam. Ama en önemli sorununuz olan <strong>“üreyen tümörü”</strong> tedavi edebilirim dedi.</p>
<p>Siz doktora dönüp:</p>
<p>Eğer tedavi edebilirsen hepsini tedavi et. Şeker ve kolesterolü tedavi edemeyeceksen bırak üreyen tümör de kalsın diyebilir misiniz?</p>
<p>Türkiye ham demokrasiden tam demokrasiye bir türlü geçemiyor. Çünkü vücudunu sarmış bir yığın hastalığı var. Ama en önemlisi beyine zarar veren, her on yılda bir periyodik olarak nükseden tümörü… Tümör bazen uykuya geçiyor gibi oluyor ama aslında uyku değil gizli bir üreme devresine giriyor. Kısacası rahat durmuyor…</p>
<p>Ay ışığı’nda Sarıkız’la birlikte Eldiven’li adamlar, demokrasiyi Kafes’lemeye ve belini doğrultamasın diye Balyoz indirmeye çalışıyorlar. Demokrasinin koridordan çıkışına müsaade etmiyorlar. Provokasyonlar, faili meçhuller, cinayetler, andıçlama (derin/çukur) devlet politikası olmaktan çıkamıyor. Emekli Korgeneral Kıyat; <strong>&#8220;1990&#8242;la 2000 yılları arasında yapılanlar bir devlet politikası olmasına rağmen bölgede ülkesine karşı kin kusan bir neslin yetişmesine sebep olmuştur.”</strong> Diyor ve devamla; “Hukuk dışı uygulamalar olmuştur. Bugün Ergenekon&#8217;da faili meçhul cinayetlerden dolayı suçlanan ve içeride olan kimseler vardır. Ama ben devamlı söylüyorum. Bu arkadaşlar o zaman (şimdi albay bunlar) üsteğmendi, yüzbaşıydı. Şimdi diyorlar ki &#8216;Sen Cizre&#8217;deyken muhtarı öldürdün&#8217; ya da Muhtarla beraber oldun filancayı öldürdün.&#8217; Sene kaç? 1994, 1995&#8230; Şimdi ben de diyorum ki, lütfen 94&#8242;ün, 95&#8242;in, 93&#8242;ün, 96&#8242;nın, 97&#8242;nin başbakanları, cumhurbaşkanları, genelkurmay başkanları, OHAL valileri&#8230; Yatağınızda nasıl rahat uyursunuz! Lütfen çıkıp açıklayın, bu yıllarda işlenen faili meçhuller terörle mücadele için devlet politikası mıydı ve bu çocuklar devlet politikası mı uyguladılar? &#8216;Hayır! böyle bir devlet politikası yok&#8217; diyorsanız, söyleyin. Hayır söylemiyorlar. <strong>Ben o zaman devlet politikası olduğunu düşünüyorum. O zaman maalesef ülkeyi idare edenlerin, faili meçhulleri de terörizme önlem olarak gördüklerini düşünüyorum. </strong>Çünkü bir üsteğmen, &#8216;Ben Hasan&#8217;la Mehmet&#8217;i bir halledeyim de bu terörizmi bitireyim&#8217; diyemez. Birileri emir verdi.&#8221; Derken fazla söze gerek kalmadığını da ortaya koyuyor.</p>
<p>Atalarımız <strong>“alışmış kudurmuştan beterdir”</strong> derler. Hırsız eğer bir yeri soyamazsa en azından sağ cebindeki parayı sol cebine aktarırmış. Değişen konjonktür ile deşifre olan yapıların darbe planları ortaya koyuyor ki cuntacıların ruh hali oyuncakları silah olan çocukların hep öldürmeyi düşünmesi gibi bir şey… Organize cunta faaliyetlerinin camileri dahi bombalama senaryoları sözün bittiği yere işaret ediyor. Hantepe, heron, 200 çoban, mayın, askerin eline tutuşturulan el bombası, Çukurca, , Şemdinli, Dağlıca,  Reşadiye, İnegöl, Dörtyol, isimli bir yığın soru işareti boşlukta dolaşıyor. Bir Allah’ın kulu çıkıp ta sorumlusu hakkında gereği yapıldı diyemiyor. Okullarda çeteleşen sorunlu öğrencilerin cezası hemen verilir ki, suçluya müsamaha düzgünü de yoldan çıkarmasın.  <strong>&#8220;Çok PKK&#8217;lı vuruluyor, Heronları düşürün&#8221;</strong> diyen komutanla ilgili 3 yıldır soruşturmanın devam ettiği söyleniyor.. Böyle mücadele <strong>“eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürür”</strong> Meyli olanı da suça teşvik eder. Suça teşvik eden şey sadece geciken adalet değil…Paravan STK’lar, paravan siteler, paramiliter oluşumlar, brifing almaya hazır yargıçlar, her zaman hazır olda emir bekleyen <strong>“karargah medyası”</strong> ya bunlar doğru adamı dahi yoldan çıkarır. Bir Genel Başkan miting konuşmasında <strong>“Askerle oynamak ateşle oynamaktır”</strong> derken bile bu teşviki yapabilir.</p>
<p>Öncelikle belirtmeliyiz ki sorun asker değil. Sorun virüslerini ayıklayamayan bir vücut ile ensest ilişkiler içindeki sapkınlardır.  Fakat her zaman işler eskisi gibi rayında gitmeyebiliyor. Devlet kurumları içerisindeki ensest ilişkiler deşifre oldukça manipülasyon zorlaşıyor, deşifrasyon süreci hızlanıyor ve doğal olarak gardlar düşüyor. Görünen o ki, artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Türkiye geleceğini belirleyeceği ve aynı zamanda geçmişiyle hesaplaşacağı bir dönemece doğru hızla yaklaşıyor. Geriye sayım devam ederken İhtilalci geleneğin temsilcisi militer elitleri hafakanlar basıyor ve <strong>“yüz bin kere HAYIR!”</strong> nidaları yükseliyor. Elini kolunu sallayarak hadi gel seninle darbe planlayalım dönemlerinin devam edip edemeyeceğini 12 Eylül referandumu belirleyecek.</p>
<p><strong>Sahi Türkiye referandumda Evet mi diyecek, yoksa Hayır mı?</strong></p>
<p>Toplumun büyük çoğunluğunun evet diyeceği kanaati herkeste hâkim. Bunun anlaşılmaz bir tarafı da yok aslında. Muhalif siyasetin iktidarın <strong>“ak” </strong>dediğine <strong>“kara”</strong> demesinin altında; <strong>“referandumda evet oranı yüksek çıkarsa yaklaşan seçimlerde iktidar partisine olumlu etki yapar”</strong> öyleyse hayır oranı düşük olmamalı yaklaşımından ötürü hayır demeleri yaptıkları işin gereği… Liderlerin meydan konuşmalarında <strong>“referandum kaysıya çare olacak mı?”</strong> ya da <strong>“referandumun fındığa faydası var mı?”</strong> gibi içi boş cümlelerle hayır’cılık yapmaları ve işi referandum paketinden ziyade genel seçim havasına sokmaları, mazrufa değil zarfa bakmaları buna işaret ediyor. Siyaseti takip edenler, bu minval üzre propagandanın firesini düşerek işin yalın kısmını anlayabilirler. Tartışma programlarında <strong>HAYIR</strong> ateşini körükleyen bazı kadrolu muvazzaf siyasetçiler de bu gözle dinlenilmeli.</p>
<p>Türkiye’de her alanda paradigma değişiyor. 12 Eylül mağdurluğunu siyasette sermaye yapmanın bundan öte gidebileceği nokta bulunmuyor. Taciz edilen kızı tacizci ile evlendirmek cinayettir. Mağdur kızın tecavüzcüye aşık olması ise felakettir. Türkiye felaket dönemlerini yaşıyor. BDP, MHP, CHP, YARSAV, ETÖ, DİSK, KAMU SEN aynı ipte dizildiklerine göre bu kutsal ittifakın içindeki yanlışı çözünüz sorusunu ÖSYM not etmelidir. Aynı ipte dizilmek bir yana bir de “<strong>Evet Hayır Lokantası</strong>” olarak sunulan bilgece(!) yazılar var. Bu tedavülden kalkmış yazarın yazıları için Pinderos; “<strong>ustaca anlatılan masallar bizi aldatır</strong>” derken Goethe; <strong>“kimse bizi aldatamaz, biz ancak kendi kendimizi aldatırız”</strong> diyerek eski sendikacı zerzevatçı yazara aslında sen ancak kendini aldatırsın demektedir. Kutsal Devlet ve Düşman Devlet algısı da prim yapmıyor. <strong>“Liderin yanlışı bizim doğrumuzdan iyidir”</strong> diyenlerin sayısı da eskisi kadar çok değil. Her gün dönek, köpek, köçek sesleri yükseliyor, ama kimse artık aklına ipotek koydurmak istemiyor. KAMU SEN in HAYIR diyeceğiz sözüne üyeler uyacak ve HAYIR diyeceklerdir ama <strong>“KAMU SEN’e HAYIR”</strong> diyeceklerdir. Bunu en iyi KAMU SEN’in komuta kademesi bilir. UHB (Ulusal Birlik Hareketi) denemesi hala taze…</p>
<p><strong>HAYIR, cephesi belli olduğuna göre evet diyenler neye EVET diyecekler?</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>1.</strong>Van Cumhuriyet Savcısı iken olympusta tanrılar kurban istedi diye <strong>“Savaş Tanrısına” </strong>kurban edilen Ferhat Sarıkaya’nın iadeyi itibarını isteyenler ve HSYK’nın mevcut yapısına isyan edenler EVET diyecekler.</p>
<p><strong>2.</strong>Türk Bayrağı yanında başka bir şey daha dalgalansın diyen “Arz-ı Mevud’un piyonları” sandığa değil pikniğe gidin demektedirler. Siyonizme hizmet edip terörü devlet politikası haline getirerek kardeşlik hukukuna halel getirip ümmet şuurunu yıkanlara inat, doğuştan gelen meşru haklarımızla birlikte tam demokrasi istiyoruz diyen iki terör arasındaki halk; pikniğe değil sandığa gidecek ve EVET diyecekler.</p>
<p><strong>3.</strong>”AYM’nin Referandum paketi kararına şerh düşerek “Halkın oyuna sunulan bir Anayasa değişikliğinin esas denetimini ancak Millet yapar” diyen Haşim Kılıç’a bizde bunu söylüyoruz. Anayasa Mahkemesi milli iradenin üzerinde olamaz. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Meclis AYM’nin vesayetinde olmamalıdır diyenler EVET diyecekler.</p>
<p><strong>4.</strong>Rusya’yı saymazsak, 1959’dan beri AİHM’ e 2 bin 295 başvurunun 2 bin 17’sinde mahkûm olan, en çok davalık ülke olmaktan utananlar ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı verilemesini isteyenler EVET diyecekler.</p>
<p><strong>5.</strong>Yaş Kararlarında eşinin başörtüsünden, taktığı yüzükten, ottan çöpten bahanelerle ordudan atılanların hakkını aramalarının en temel insani hak olduğunu düşünenler EVET diyecekler.</p>
<p><strong>6.</strong>Her 8 Mart’ta “Kadınlara Pozitif Ayrımcılık Yapılsın” diyenlerle, yaşlılara, engellilere, şehit yakınlarına, gazilere ve çocuklara pozitif ayrımcılık isteyenler EVET diyecekler.</p>
<p>7.12 Eylül ile hesaplaşmak için yasal görevinin gereğini yapmaya yeltendiğinde kendini kapı dışında bulan Savcı Sacit Kayasu’nun doğru yolda olduğunu düşünen ve darbecilerin yaptıkları hukuksuzlukların hesabını vermesine taraf olanlar EVET diyecekler.</p>
<p><strong>8.</strong>Kişisel verilerim güvence altına alınsın diyenler EVET diyecekler.</p>
<p>10.Devlet memurlarına verilen “uyarma”, “kınama” cezalarına yargı yolu açılmasından, Ekonomik ve Sosyal Konseyin anayasal güvenceye alınmasından, fişlemenin tarihe karışmasından, emeklilerin de toplu sözleşmeden yararlanmasından yana olan herkes EVET diyecek.</p>
<p><strong>9.</strong>Toplu görüşme değil toplu sözleşme isteyen kamu çalışanları Toplu Sözleşme Hakkının Anayasal bir hak haline gelmesini destekleyecekler fakat Grev’in olmaması nedeniyle <strong>“Yetmez ama EVET”</strong> diyecekler.</p>
<p>Anayasa değişikliği ülkenin kolesterol, şeker gibi bütün hastalıklarına çözüm olamayabilir ama tümör için çözüm olacaktır. 13 Eylül’de daha kapsamlı bir Sivil Anayasa talebine kapı aralayabilecektir.</p>
<p>Halk, 12 Eylül’de <strong>”Hayır’da Hayır’a Hayır!”</strong> derken</p>
<p>Yetmez ama kesinlikle <strong>EVET</strong> diyecektir.</p>
<p><strong>Ali YALÇIN</strong></p>
<p>Sendikacı / Yönetici</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/8323-referanduma-hayir-da-hayir-var-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Unutulanların İsyanı!</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/8050-unutulanlarin-isyani</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/8050-unutulanlarin-isyani#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 07:26:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=8050</guid>
		<description><![CDATA[“Kamuda eşit işe eşit ücret” slogan olmaktan öteye geçemedi. Hükümet doğru olanı değil kolay olanı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Kamuda eşit işe eşit ücret” slogan olmaktan öteye geçemedi. Hükümet doğru olanı değil kolay olanı yapıyor. Kamu kurumları arasında bazı çalışan guruplarına yapılan kısmi iyileştirmeler bile “biz yine unutulduk!” tepkisi oluştururken bazı çalışan guruplarında içe kapanma ve itilmişlik duygusunu ön plana çıkarıyor. Adalet olan yerde öfke ve isyana yer yoktur denilir. Ama adalet hiçbir zaman durup dururken gelmez. Kazanımlar çoğunlukla gayretin ve adanmışlığın ödülüdür. “Oturarak başarıya ulaşan tek varlık tavuktur” diyen düşünür aslında beklentilerin kendiliğinden gerçekleşmeyeceğine işaret ediyor. Gerçekleşmesi umut edilen şeylerin başında ise adalet vardır. Adalet beklentisi bazen susarak bazen de öfke ile ifade edilir. Öfke her zaman bağırmak ta değildir.  Bu öfke mektup ve e-mail ile de olabilir. Sendikaya mail gönderen Kartal İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Şef’i sadece kendi adına olmayan talepleri sıraladıktan sonra “öfkeliyiz çünkü biz yine unutulduk” demeyi seçmiştir.</p>
<p>Şef; 13 Temmuz 2010 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan Ulaştırma Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanuna yapılan ek maddeyle kurum personel maaşlarındaki iyileşmeyi ve yeni yayınlanan Diyanet İşleri Başkanlığı Teşkilat Yasasını hatırlatıyor. Milli Eğitim Müdürlüğü Şef’i; kıdem olarak 12/2’deki bir İmam Hatip’in maaşının1.429’dan 1.510 TL ye yükselmesinden söz ettikten sonra Milli Eğitimde çalışan kıdem olarak 7/1’de evli ve 2 çocuklu bir VHKİ memur 1.330 TL alıyor. Bu iyileştirmelerde “bizi duyan var mı” diye haykırıyor.</p>
<p>“Hala eşitsizlik var hala adaletsizlik var hala sosyal haklarımız ile ilgili gelişme yok. Kurumda iş yükü ağır personel yok. Her işe koştur, ek ücret veya mesai yok. Hizmetli, Memur, VHKİ, Şef tüm kadroların sıkıntıları var.” Diye devam eden e-mail’de taleplerimiz diye sıraladıklarının tamamı alt alta toplanırsa gerçekleştirilmesi zor, çok şey istemedikleri anlaşılacaktır.</p>
<p>Aynı e-mail de durumun anlaşılması için arkadaşlarının bordolarından alıntıladığı çizelge, çok şey anlatıyor. İstanbul’da kiraların en düşük 400 TL’ den başlayıp yukarı doğru gittiğini düşünürseniz Bu maaşlarla; Başbakan’ın “en az 3 çocuk istiyorum” tavsiyesine uymanın çılgınlık olacağından kimsenin şüphesi olmasın! Hele o çocuklardan biri veya bir kaçı lise ve üstü eğitim görüyorsa “vay gele o memurun haline..!”</p>
<p>İşte o çizelge:</p>
<p>KadrosuDerece/KademeEvli/BekârÇocuk SayısıEk ÖdentiEle Geçen Toplam-TL</p>
<p>Hizmetli6/3Evli2Yok1.316</p>
<p>Memur4/1Bekâr&#8211;Yok1.200</p>
<p>Şoför6/3Evli5Yok1.383</p>
<p>VHKİ7/1Evli2Yok1.330</p>
<p>Şef2/3Evli2Ek-Ders Ücreti1.616</p>
<p>4-C’li personelin aylık 800 TL aldığını yazmayayım da devletin devletliğine halel bari gelmesin! Kamuda her yerde bu böyle değil. Kurumlar arasında aynı işi yapanlar arasındaki maaş farklılıklarını bilmeyen yok. “Eşit işe eşit ücret” talebi de buradan yola çıkıyor zaten… Kısacası Milli Eğitim’de çalışan Memur, Şef, VHKİ ve Yardımcı Hizmetli Personel adında adalet olan iktidar partisinden “ADALET” istiyor.</p>
<p>Eğitimin ayrılmaz parçası olan hizmetli, memur, V.H.K.İ. teknisyen, şef, kadrolu usta öğretici, şoför vb. personel ne bekliyor?</p>
<p>1.        Hizmetli, memur, V.H.K.İ. teknisyen, şef, kadrolu usta öğretici, şoför vb. tüm çalışanların, “eğitim çalışanları” olarak adlandırılması; personel görev tanımlarının bu anlamda yeniden yapılması</p>
<p>2.        Eğitime Hazırlık Ödeneğinin tüm eğitim çalışanlarına ödenmesi </p>
<p>3.       657’ye göre günde 8 saat ve haftada 40 saat çalışma süresinin üzerine çıkılıyor ama fazla mesai ücretlendirilemiyor. Bu haksızlığın önüne geçilmesi ve fazla mesainin ücretlendirilmesi</p>
<p>4.       İl içi ve İl dışı atanma talepleri muvafakat barikatına takılan personel muvafakat barikatı olmaksızın yılda 2 kez atanma ve yer değiştirme hakkının verilmesi</p>
<p>5.       Parasız yatılılık ve burslulukta öğretmen çocuklarına tanınan hakların bütün eğitim çalışanlarına tanınması</p>
<p>6.       Aylıkla ödüllendirme çalışmalarında Eğitim-Öğretim sınıfına binde yirmi diğer personellere binde on düzeyinde sınırlama getirilmiştir bu kontenjanın eşitlenmesi</p>
<p>7.       Yardımcı Hizmetler Sınıfı çalışanları ve memurlarda % 44 ve % 49 olarak uygulanan özel hizmet tazminatı, öğretmenlerde olduğu gibi (% 85–95–100) uygulanarak maaşlar arasındaki farkın kapatılması</p>
<p>8.       Genel İdari ve Teknik Hizmetler çalışanlarının özel hizmet tazminat oranlarının artırılması, ek göstergelerinin eğitim öğretim hizmetlerinde olduğu gibi öğrenim durumuna göre 8. dereceden başlayarak verilmesi</p>
<p>9.       Şeflerin özel hizmet tazminatları artırılmalı ve ya şeflere, mali denge tazminatı ödenmelidir.</p>
<p>10.   4/C statüsünde çalışan personelin özlük hakları iyileştirilerek yaşam standartlarının yükseltilmesi</p>
<p>11.   Yiyecek yardımları merkezi kurumlarda personel sayısı 50 kişi olan yerlerde verilmekte olup bu sayının altında olan yerlerde çalışanlara yiyecek yardımı yapılmamaktadır. Söz konusu eşitsizliğin giderilmesi için Devlet Memurları Yiyecek Yardımı Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak bu yardım tüm çalışanlara verilmesi</p>
<p>12.   Memur iken şefliğe atananlar 500 yan ödeme puanı alırken, veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadrosunda çalışmakta iken şef olarak atanan bir şef 2250 yan ödeme puanından yararlandırılmaktadır. Bu farkın ortadan kaldırılarak genel idari hizmetler sınıfı ile teknik hizmetler sınıfında bulunan tüm personelin 2250 yan ödeme puanından yararlandırılmasının sağlanması</p>
<p>13.   2006 yılında T.B.M.M. sunulan ve halen mecliste bekleyen V.H.K.İ. kadrolarının teknik hizmetler sınıfı kapsamına alınması ile ilgili yasal düzenlemenin en kısa sürede meclisten geçirilerek mağduriyetlerin giderilmesi sağlanması</p>
<p>14.   Görevde yükselme sınavlarında 70 olan barajın 60’a çekilmesi</p>
<p>15.   Toplu taşıma araçlarında öğretmenlere ve öğrencilere uygulanan indirimden eğitim çalışanı olan hizmetli, memur, V.H.K.İ. teknisyen, şef, kadrolu usta öğretici, şoför vb. personelinde faydalanabilmesi</p>
<p>Unutulanların taleplerini 15 madde de özetleyen İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Şef’i taleplerini sıraladıktan sonra sabah herkesten önce yola revan olan eğitimin emektar personelleri için servis tahsis edilemez mi diye temennisini belirterek bitirmiş.</p>
<p>Sadece sorunları değil çözümleri de sunan Şef Ahmet Bey’i duyan var mı?</p>
<p>Ali YALÇIN</p>
<p>Eğitim Bir Sen Şube Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/8050-unutulanlarin-isyani/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ya Rotasyonu Uygulayın, Ya da Tapuları Verin!</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/7942-7942</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/7942-7942#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2010 08:01:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=7942</guid>
		<description><![CDATA[Milli Eğitim Bakanlığında 7-8 yıldır idareci atamalarında yaşanan sıkıntıların çok nedenleri var. Milli Eğitim Bakanlığı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Milli Eğitim Bakanlığında 7-8 yıldır idareci atamalarında yaşanan sıkıntıların çok nedenleri var. Milli Eğitim Bakanlığı Merkez Bürokratlarının hataları, bazı sendikaların yönetici ataması yaptırmamak üzere geliştirdikleri söylemi uygulamaya koymaları ile başlayan Yargı-Bakanlık-Sendika üçgeni, 2009 yılında konsensüs ile çıkan yönetmelik ile bir nebze olsun son buldu.</p>
<p>Dört aşamadan oluşan yönetmeliğin ilk iki aşaması olan sınava dayalı ilk atamalar ile isteğe bağlı yer değiştirmeler mükemmel şekilde uygulandı. Sıra aynı kurumda 5 yılını doldurmuş müdürlere rotasyon uygulamasına gelince “rotasyon 1 yıl ertelensin” yaygarası başlatıldı. Öğrendiğimiz kadarıyla bir sendika tarafından başlatılan lobi çalışmasında “herkes iktidar partisi içindeki tanıdıklarına ulaşsın ve tanıdığı milletvekilleri vasıtasıyla bakanlığa baskı uygulansın, bu konuda rotasyona uğrayacak olan Eğitim Bir Sen üyesi müdürlerde harekete geçirilsin yoğun tepki var havası oluşturularak başlamış olan atama süreci askıya alınsın” stratejisi uygulamaya konuldu.</p>
<p> “Referandum öncesi müdürlerin yerlerini değiştirmek yanlış olur” cümlesi ise ikna için uygun bulundu. Son 7 günlük süre içerisinde yapılan kamuoyu oluşturma çalışması, Bakanlığı rotasyonu uygulama konusunda aldığı kararda yalpalar hale getirdi.</p>
<p>Yerlerinin Değişmemesi İçin Direnenler Haklı mı?</p>
<p>Türkiye Genelinde en fazla 5000 kişinin rotasyona tabi olacağını bilmemiz gerekir. Bu sayının 865 tanesi İstanbul’daki müdürlerden oluşuyor. Hesaplamalarımıza göre İstanbul’da rotasyona uğrayacak olan müdürlerden:</p>
<p>20 ile 35 yıl arası aynı okulda müdürlük yapanların sayısı                        : 40</p>
<p>15 ile 20 yıl arası aynı okulda müdürlük yapanların sayısı                       : 110</p>
<p>10 ile 15 yıl arası aynı okulda müdürlük yapanların sayısı                       : 215</p>
<p>6 ile 10 yıl arası aynı okulda müdürlük yapanların sayısı                         : 295</p>
<p>5 ile 6 yıl arası aynı okulda müdürlük yapanların sayısı                           : 205</p>
<p>            Aynı kurumda uzun yıllardır görev yapan müdürlerden başarılı olanlar ile başarısız olanların ayırımına gitmeden söylenebilecek en önemli şey; “işletme körlüğü” diye tabir edilen yönetsel körelmedir. 35 yıldır aynı kurumda çalışmanın savunulacak tarafı yoktur. Rotasyon derhal uygulanmalı ve peşinden İl Milli Eğitim Müdürü, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı, İlçe Milli Eğitim Müdürü, Şube Müdürü gibi yönetsel birimlerde de rotasyon düzenlemesi yapılmalıdır. Aynı kurumda uzun yıllardır çalışma aynı zamanda oranı tartışılsa bile kirliliği beraberinde getirmektedir. Değişim-dönüşüm iddiasında olan bir siyasi iradenin okullarda saltanat olarak adlandırılacak bu uygulamaya son vermek üzere attığı adımdan geri dönmesinin öğretmenler nezdinde kaybedeceği itibar ve tepkisellik 5000 sayısından kat kat fazla olacaktır. Kaldı ki rotasyona uğrayacak olan müdürlerin tamamı buna karşı değildir. Özellikle merkezi okullarda görev yapanlar olmak üzere bazı okulların müdürleri rotasyon dursun kampanyasını yürütüyorlar. Sayıları ülke genelinde 1000-2000’i bulmaz. Bütün eğitim camiasının rotasyonda hükümetin kararlı olduğunu anladığında duyduğu heyecanı kursaklarında bırakmayın ve bazı imkânlardan el çekmek istemeyenlerle, duygusal olarak karşı çıkan bir kısım müdür lobisine teslim olmayın. Rotasyon kimseyi görevden almayacaktır. Yan taraftaki okula geç diyecektir. Yapılması gereken rotasyondan vaz geçmek değil, yayınlanan genelgedeki defoları onararak kararlı bir şekilde işleyen süreci hızlandırmaktır.</p>
<p>            Siyasi irade attığı adımdan geri adım atmamalı, rotasyonu uygulamalıdır. Önceden de rotasyonda adım atıldı fakat bazı sendikaların açtığı dava sonucu Danıştay’ın kısmi iptalleri üzerine yönetmelikten çıkarıldı. Yönetmeliğin sendikaların mutabakatı ile çıkması üzerine bazılarının bu kez “1 yıl erteleyip genel seçimler sonrasına bırakabilir miyiz?” Belki “seçim başka fırsatları (!) doğurur” planı amacına ulaşmamalıdır.</p>
<p>            20 yıl hazine arazisi işletenler geçmişte hak iddia etmişti. 35 yıl aynı okulda müdürlüğün daha fazla hak doğuracağı açıktır.</p>
<p>            Ya rotasyonu uygulayınız ya da okulların tapularını müdürlere veriniz.</p>
<p>  ALİ YALÇIN</p>
<p>Şube Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/7942-7942/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Müdürlerin Rotasyonu Mayınlı mı?</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/7770-mudurlerin-rotasyonu-mayinli-mi</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/7770-mudurlerin-rotasyonu-mayinli-mi#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Jun 2010 12:50:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=7770</guid>
		<description><![CDATA[Bir devletin yönetiminde kararlılığı sağlayan esaslardan biri de özellikle yüksek mevki sahiplerine görevlerinde uzun süre&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir devletin yönetiminde kararlılığı sağlayan esaslardan biri de özellikle yüksek mevki sahiplerine görevlerinde uzun süre kalma imkânının tanınmasıdır. Sancakbeyleri, beylerbeyleri yirmişer otuzar yıl; yeniçeri kethüdası ve çavuşlar yedişer, sekizer yıl makamlarında kalıp sebepsiz yere görevlerinden alınmazlardı. Osmanlı’yı cihan devleti yapan 150 sır arasında sayılan görevde uzmanlaşmaya fırsat veren düzenlemeler arasında aynı okulda 35 yıl müdürlük yapmak var mı diye aradım ama bulamadım. Aynı görev yerinde 20–30 yıldır İl Milli Eğitim Müdürlüğü, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı ve Şube Müdürlüğü gibi görev yapmayı da bulamadım. Zaten Cumhuriyet rejimine geçişle saltanat kaldırıldı (!) denildiği için geçmişe takılmanın da bir anlamı yok diye düşünüyorum.</p>
<p>Milli Eğitim Bakanlığı sancakbeyleri ve beylerbeylerini bir miktar öteleyerek sanırım okul müdürleri ile işe başlamak istedi. Aynı görev yerinde 5 yılını dolduran bütün okul müdürlerini zorunlu rotasyona tabi tutarak uzun süre aynı yerde görev yapmaktan kaynaklanan “işletme körlüğünün” önüne geçmeyi hedefliyor. Ne de olsa, 20 yıl hazine arazisini işletenlerin hak iddia edebildiği bir ülkedeyiz. Milli Eğitim’de11 yıl aynı görevde “vekil” çalışanın burası artık benim için “asil görev” olmuştur deyip idari mahkemeden teyit ettirdiğini bu işlerin ilgilileri biliyorlar. Sanırım 35 yıl aynı okulda çalışan kişi yarın hak iddia eder ve hazine arazisi ile kıyaslarsa halimiz nice olur diye düşünüldü ve kılavuzu yayınlayıp vira bismillah denildi. Yeniçeri kethüdası ve çavuşlar yedişer, sekizer yıl aynı görevde kalabiliyorlardı. İlköğretim 8 yıllık olduğuna göre müdür en azından sıfırdan alıp bir mezun verebilseydi. Zorunlu rotasyonda 5 yıl değil de süre 8 yıl olsaydı. Ya zaten uygulanamaz önceden görmedin mi? 5 yıl önce de aynı konuda yola çıkıldı ama idari mahkeme izin vermedi gibi bir yığın patırtı ve gürültü geride kaldı ve süreç başladı. Mevcut düzenlemede sadece okul müdürlerinden başlanıyor olması ve beş mi sekiz mi tartışmaları ile 2005’te müdürlüğe başlayanların yarışta mağdur olacağının dışında itiraz yok. Önceki yönetmelikteki defolar yeni yönetmelikte göz önüne alınmış görünüyor. Aynı görev yerinde 5 yılını dolduran okul müdürlerine de hitap eden Napolyon; “yöneticiler duygularıyla davranmamalı, her zaman mantık yolunu seçmelidirler” der. Bu saatten sonra rotasyona tabi olacak okul müdürlerinin tercihlerinde tıp fakültesi, uluslar arası ilişkiler, hukuk gibi iddialı yerlerin yanında her ihtimale karşı yerleşilebilecek tercihleri de yapmaları bilgisayar kurasına kalmamalarını sağlayacaktır.</p>
<p>Yönetici atama ile ilgili her yönetmelikte Bakanlık için mayınlar vardı. Kim döşüyordu orası ayrı bir tartışma konusu… Öğretmenlik hizmet puanının yönetici atamada kriter alındığı yönetmelikler gördük. Atamalar sonrası kazanılmış hak kavramını hiçe sayılıp Danıştay’ın geriye dönük iptal kararı ile Milli Eğitim camiası olarak kaosu yaşadık. 7-8 yıldır yönetici atama süreci dikiş tutmadı. Hz. Mevlana’nın “dün dünde kaldı can cazım, bu gün yeni şeyler söylemek lazım” düsturundan hareketle mevcut yönetmeliği konuşacak olursak 2009’da çıkan en son yönetmelik ile sınav sorularına ilişkin açılmış dava sonuçlanmasa bile sınava dayalı ilk atamalar gerçekleşti. İsteğe bağlı atamalarda aktif süreç devam ediyor. Zorunlu rotasyonda ise start verildi. Sınava dayalı ilk atama ve devamında isteğe bağlı yer değiştirmelerde olmayıp, rotasyon uygulamasında ilave edilen/esnetilen mayın sayılabilecek bir nokta ile karşı karşıyayız diye düşünüyorum.</p>
<p>Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirmelerine İlişkin Yönetmelik hükümlerince yapılan sınavla müdürlük atamalarında norm kadro esası arandığından birçok Meslek Lisesine müdür ataması yapılamamıştır. Sonradan yapılan isteğe bağlı yer değiştirmede de Meslek Lisesi müdürlükleri için norm kadro esası aranmış olup maaş karşılığı ders olması dahi yeterli görülmemiştir.</p>
<p>Bu durumun mağdur ettiği sınav kazanmış ya da liyakati gereğince yer değiştirme isteyen meslek lisesi müdür ve müdür adaylarına uygulanan standart yaklaşımdan sanırım vazgeçilmiş ve 5 yılını dolduran meslek lisesi müdürlerine genelgenin 7. maddesinde göz kırpılmıştır.</p>
<p>Şöyle ki:</p>
<p>7-Zorunlu yer değiştirme kapsamında yapılacak atamalarda adaylar, ilgi (a)</p>
<p>Yönetmeliğin 8´inci maddesi kapsamında atanmak istedikleri eğitim kurumunda alanı itibariyle norm kadro bulunup bulunmadığı ya da bölümünün/alanının olup olmadığına bakılmaksızın bu tür eğitim kurumlarının programlarında alanının olması halinde atanabileceklerdir.</p>
<p>Örneğin; Bir endüstri meslek lisesinde görev yapan atamaya esas alanı motorlu araçlar teknolojisi olan ve zorunlu yer değiştirmeye tabi olan bir eğitim kurumu müdürü bu tür eğitim kurumlarının programlarında motorlu araçlar teknolojisi alanının olması nedeniyle atanmak istediği endüstri meslek lisesinde bu alanının olup olmadığına ya da bu alanda norm kadro olup olmadığına bakılmaksızın endüstri meslek liselerine atanabilecektir.</p>
<p>Bu durumda 7. madde hükmü yönetmeliğe uygun ise bir öğretim yılı müdür ataması yapılamayan meslek liseleri ne şekilde izah edilebilir. Ayrıca “bu türden eğitim kurumlarının programlarında alanın olması halinde” ifadesi de sübjektif bir ifadedir. Zira her türden mesleki eğitim kurumunda ihtiyaç halinde bütün alanların açılabilmesi mevzuata göre mümkündür. Hatta Çok Programlı Liselerde de bu alanların hepsi açılabilmektedir.</p>
<p>Sınav sonucu atanan veya yukarıda açıklamaya çalıştığımız sebeple atanamayanlar ile isteğe bağlı yer değiştirmelerde aynı konuda ki kısıtlama nedeniyle atanma talebinde bulunamayanlara aynı yönetmelik ile hükmolundu. Yönetmelik değişmediğine göre zorunlu rotasyonda kılavuzda yapılan esnetme ile yeni bir hak verilmiş olmuyor mu? Hak verilmeli mi yoksa verilmemeli mi konusu ayrı bir tartışmanın konusu ama önceki iki atamada tercih fırsatı tanınmayan bir konuda rotasyonda tercih hakkı vermek sınav puanı yüksek olup sadece bu nedenle ataması yapılamayan ya da isteğe bağlı yer değiştirmede tercih hakkı sınırlanan adayı yargı nezdinde haklı çıkarmaz mı?</p>
<p> Bu mayın değil de nedir?</p>
<p>Ali Yalçın</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/7770-mudurlerin-rotasyonu-mayinli-mi/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yalçın: ‘’Sendikalı ile Sendikasız Arası Makas Olmalı’’</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/6171-yalcin-%e2%80%98%e2%80%99sendikali-ile-sendikasiz-arasi-makas-olmali%e2%80%99%e2%80%99</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/6171-yalcin-%e2%80%98%e2%80%99sendikali-ile-sendikasiz-arasi-makas-olmali%e2%80%99%e2%80%99#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Mar 2010 09:33:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>
		<category><![CDATA[ali yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[makas]]></category>
		<category><![CDATA[memur]]></category>
		<category><![CDATA[sendika]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=6171</guid>
		<description><![CDATA[Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Ali Yalçın, memur sendikacılığındaki en büyük sorun sendikalı ile sendikasız&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Ali Yalçın, memur sendikacılığındaki en büyük sorun sendikalı ile sendikasız arasında makas olmamasıdır. Yeni Anayasa Paketindeki <strong><span style="text-decoration: underline;">“Memurlara Sözleşme Hakkı”</span></strong> sendikalı ile sendikasız arasında fark oluşturacak ve sendikalı memur lehine makası açacaktır dedi.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-6173" title="Ali-yalçın" src="http://www.kartalgazetesi.com/wp-content/uploads/2010/03/Ali-yalçın.jpg" alt="" width="500" height="300" /> </p>
<p>Eğitim-Bir-Sen İstanbul 4 No’lu Şube 10. Divan Toplantısını yaptı. Sendikanın Kartal Ofisinde Mehmet Akif İnan Toplantı Salonunda yapılan toplantıya şube yönetimi, ilçe temsilcilik yönetimleri, şube disiplin ve denetleme kurul üyeleri katıldı. Şube Sekreteri Yaşar Çağlar’ın faaliyet sunusu ve Teşkilatlanma Sekreteri Melih Durmaz’ın sayısal verilerle büyüme oranlarını aktardığı sunudan sonra sekreteryalar kısa kısa bilgilendirmeler yaptı. İlçe Temsilcilerinin çalışmaları ile ilgili brifing verdiği toplantıda konuşma yapan Şube Başkanı Ali Yalçın; <strong><em><span style="text-decoration: underline;">“Yapanında yatanında aynı haktan faydalandığı tek yapı memur sendikacılığında var, bu yapı değişecek”</span></em></strong> dedi.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-6174" title="toplantı-yapıldı" src="http://www.kartalgazetesi.com/wp-content/uploads/2010/03/toplantı-yapıldı.jpg" alt="" width="500" height="300" /> </p>
<p>Türkiye’de işçi ve memur sendikacılığı arasında uçurum olduğunu söyleyen Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Ali Yalçın, sendikalı işçiler lehine olan haklar memur sendikalarında olsaydı, memur sendikalarının şimdiye kadar ortaya koyduğu efor ile sendikalı olmayan hiçbir memur kalmazdı dedi. Memur sendikacılığı masada değil yasada kaybediyor. İşçilerde sendikalı olmak ile sendikasız olmak arasında çok bariz farklar var. En temel farkı ise yasadan almaktadır. İşveren ile sözleşme imzalayan Yetkili İşçi Sendikası’nın üyeleri sözleşmenin kazanımlarından koşulsuz olarak faydalanırken, başka sendikaya üye işçiler mevcut sendika aidatının üçte ikisini yetkili sendikaya ödemek suretiyle faydalanabiliyor. Sendikasız işçi ise yetkili sendikaya “dayanışma aidatı” öderse haktan faydalanıyor. Memurlarda ise sendikalı memur aidatı, emeği, fedakârlığı ve adanmışlığı ile çarpık bir yasaya rağmen çabalıyor çırpınıyor masada kısmide olsa haklar alıyor sendikalı sendikasız bütün memurlar aynı hakları kullanıyor diyen Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Ali Yalçın, 100 liralık seyyanen zam, 40 +40 zam, ve masadan yüzdelik olarak alınan zamlar ile sendikaların mücadelesi ile çalışana dağıtılmaya başlanan Banka Promosyonları sendikalı sendikasız herkese yansıtılıyor. Bu sendikalı olup, örgütlü olan memurlara karşı yapılabilecek en büyük zulümdür dedi.</p>
<p>Memur sendikalarında şimdiye kadar ekonomik anlamda tek ayırım sendikalı memur lehine uygulanan <strong><span style="text-decoration: underline;">“Toplu Görüşme Primi”</span></strong> idi. Maaş bordrosunda sendikalı ile sendikasız arasındaki tek fark maalesef KESK’in yönlendirmesi ve CHP’nin servisi ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. KESK bu düzenlemeyi MEMUR-SEN’in üye artışındaki tek neden olarak görmüş ve eğer iptal edilirse MEMUR-SEN çözülür diye düşünmüştür. Ama yanılmıştır. Sendika parasını devlet vermemelidir gibi kafa çelici propagandalar gerçeği örtememiş KESK’in sendikalılar aleyhine yaptığı bu çarpıtma gayretlerimizle boşluğa düşmüştür. Bu yüzden oluşan kısmi istifaların tamamını geri aldık. MEMUR SEN yine en büyük konfederasyondur ve üye sayısı artarak devam etmektedir. Eğitim Bir Sen ise Genel Yetkiyi mutlaka alacaktır. Memur Sen’in girişimleri ile sendikalı memur lehine kazanımların yansıtılabileceği tek kalem olan “Toplu Görüşme Primi” tekrar gelecek. Sendika aidatı olarak 7.5 lira ödeyen memur 10 liralık ödentinin 2.5 lirasını kendi alıyordu. Eğer 2009 Toplu Görüşme Taleplerimizdeki Toplu Görüşme Primi 25 liraya çıksın talebimiz yerine gelseydi 25 liranın 17.5 lirası memurun cebine kalacaktı. Bu ise sendikalı ise sendikasız arasındaki makasın başlangıcı olacaktı. Sendikalı memurlar şunu unutmamalıdır. Eninde sonunda örgütlü olanlar ekonomik olarak ta kazanacaktır.</p>
<p>Örgütlü olmayı avantaja dönüştüren Memur-Sen SBN Sigorta ile yaptığı Ferdi Kaza Sigortasında üyelerine 25 bin lira Ferdi Kaza Sigortası ve yüzde 40 Kasko indirimi ile devletin yapamadığını yapmıştır. Sendikalı memurlar ücretsiz hukuk desteği, disiplin kurullarında sendika temsilcisi tarafından hakkının aranması, kan bankası, indirim anlaşmaları gibi sendikalı olmanın ayrıcalığını yaşıyorlar diyen Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Ali Yalçın, gözlerimiz Memur Sen’in gayretleri ile Yeni Anayasa Paketine giren memura sözleşme hakkındadır.  Sendikasız memurlar ya örgütlü olacak ya da örgütlü olmamanın bedelini ödeyecekler dedi.</p>
<p>Ali YALÇIN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/6171-yalcin-%e2%80%98%e2%80%99sendikali-ile-sendikasiz-arasi-makas-olmali%e2%80%99%e2%80%99/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öğrencilere prezervatif dağıtılması hakkında utandıran hediyeye tepki!</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/5792-ogrencilere-prezervatif-dagitilmasi-hakkinda-utandiran-hediyeye-tepki-2</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/5792-ogrencilere-prezervatif-dagitilmasi-hakkinda-utandiran-hediyeye-tepki-2#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 09:39:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=5792</guid>
		<description><![CDATA[Kadıköy Belediyesi Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı (KASDAV) tarafından 13.sü düzenlenen liselerarası müzik yarışmasına katılan&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kadıköy Belediyesi Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı (KASDAV) tarafından 13.sü düzenlenen liselerarası müzik yarışmasına katılan öğrencilere prezervatif dağıtılmasına eğitim sendikasından tepki gecikmedi. Eğitim Bir Sen; “<strong>Utandıran hediyeden utanması gerekenler edepli, hayalı aileler ve çocuklarımız değil,Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk ve KASDAV’ın sorumluluk makamında bulunan büyüklerdir”</strong> dedi.</p>
<p>İstanbul’da özel ve devlet liseleri arasında düzenlenen KASDAV 13. Liselerarası Müzik Yarışması’nda bir skandala imza atılmış, geçen hafta etkinliğe katılan  13-17 yaş arası 150 öğrenciye sponsor firma marifetiyle prezervatif dağıtılmıştı. Yarışmayı izlemeye çocukları ile giden velilerin tepkisine neden olan <strong>“Utandıran Hediye”</strong> konusunda Kadıköy Belediye Başkanı ve KASDAV yetkililerine tepki gösteren Eğitim Bir Sen İstanbul 4 No’lu Şube Başkanı Ali Yalçın, “Yapılan densizlik cezasız kalmamalıdır. KASDAV’ın öğrencilere yönelik faaliyet onaylarında bu tutumları göz önüne alınmalıdır” dedi.</p>
<p>24 Kasım Öğretmenler Günü’nde Kartal’da 4000 öğretmene <strong>“Adem soyundan değil, hayvan soyundan geldiğimizi”</strong> telkin eden İslam’a hakaret içerikli kitap dağıtan CHP’li Kartal Belediyesi’nden sonra yine CHP’li Belediye olan Kadıköy Belediyesi’nin kurumu olan Kadıköy Belediyesi Sağlık ve Sosyal Dayanışma Vakfı (KASDAV) tarafından öğrencilere prezervatif dağıtılması “CHP’li Belediyeler Ne Yapmak İstiyor?” sorusunu akıllara getirdi.</p>
<p>Kadıköy Bostancı Gösteri Merkezi’nde yapılan Liselerarası Müzik Yarışmasında okullardan öğrencileri utandıran ve ailelerin tepkisine neden olan ve basında “Öğrencilere Ahlaksız Promosyon” diye yer alan densizlikle ilgili Eğitim Bir Sen Şube Başkanı Yalçın, “Belediye öğrencilerden tam olarak ne yapmalarını istiyor? Neyi tetiklemeye çalışıyor, 4 yılda okullarda 169 cinsel saldırı, Belediye ve KASDAV tarafından az mı bulunmuştur” diye sordu. Şube Başkanı Yalçın; Belediye Başkanı Selami Öztürk ve KASDAV yetkililerini ailelerden ve kamuoyundan özür dilemeye davet etti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/5792-ogrencilere-prezervatif-dagitilmasi-hakkinda-utandiran-hediyeye-tepki-2/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soyuluyorsun Öğretmenim!</title>
		<link>http://www.kartalgazetesi.com/4927-soyuluyorsun-ogretmenim</link>
		<comments>http://www.kartalgazetesi.com/4927-soyuluyorsun-ogretmenim#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jan 2010 08:17:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali Yalçın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yazarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.kartalgazetesi.com/?p=4927</guid>
		<description><![CDATA[“Cesaretin azı korkaklık fakat çoğu çılgınlıktır” denir. Hakikaten de öyle…
Önceden bir postacıyı birde her ay&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“Cesaretin azı korkaklık fakat çoğu çılgınlıktır” denir. Hakikaten de öyle…</p>
<p>Önceden bir postacıyı birde her ay mutemedi beklerdi memurlar. İkisi de sevinçli haber getirirlerdi. Artık ikisi de işlevini yitirdi. Postacılar eskisi gibi sevinçli haberler değil, telefon faturaları ve haciz evrakları getiriyorlar.  Kim bilir, öğretmenler belki de bu yüzden “Bak postacı geliyor” şarkısını eskisi gibi iştiyakla öğretmiyorlar.</p>
<p>Her aybaşında yolunu gözlediğimiz mutemetlere gelince teknolojinin hayatımıza balıklama dalması ile onlarda eski işlevlerini yitirdi. Artık siyah kolluk takmış aybaşında para sayan, kuyruğa girip imza karşılığı paramızı aldığımız mutemetlerimiz yok. Artık bankalar evlere taşındı ve neredeyse bir tuş ile yapılamayacak iş kalmadı. Bankalara talimat vermek için kuyrukta bekleyen memurların siyah beyaz fotoğrafları anı olarak kaldı. Sadece emekli olanlar kuyrukta beklemeye ve maziyi yaşamaya(!) devam ediyorlar. Hayatta çok şey değişti. Her ay çarşaf bordro kâğıdını masanın üstüne yayan, kulağının arkasında kurşun kalem takılı, hesap makinesi ile saatlerce hesap yapan düşünceli ve endişeli mutemetler de demode oldu. Önce mutemetliği klavyelere taşıyan bilgisayar programları yapıldı. Ha! bazı programcı firmalar güzel ekmek yediler Allah var. Sadece programcılar mı? Hayır tabiî ki… Birkaç okulun mutemetliğini birden yapan teknoloji ile arası barışık bazı mutemetler ikinci bir maaş gibi ek gelir elde ettiler. Sonra e-devlet’e geçiş ile birlikte otomasyon programları paket programların pabucunu dama attı. Mal Müdürlükleri SAY 2000’e geçti ve aynı özlük haklarına sahip iki farklı okulda görev yapan fakat iki farklı maaş alan komiklikleri ortadan kaldırdı. Öğretmenler için maaşları bırak ek dersler bile artık uzun zamandır KBS’den yapılıyor. Yani anlayacağınız köprünün altından çok sular aktı ve her şey değişti. Mesela “mutemet” ismi bile değişti. Artık onun adı mutemet değil, “Gerçekleştirme Görevlisi” oldu. Biz ağız alışkanlığından olsa gerek mutemet demeye devam ediyoruz. Değişmeyen tek şey değişimin kendisi diyeceğim ama bazı mutemetlere haksızlık olacak diye korkuyorum! Çünkü can çıkar huy çıkmaz derler ya bazı mutemetler direniyorlar. Kesinti yapılmayacak diye ne kadar yazı gelirse gelsin onları etkilemiyor. Yazının başında dediğim gibi onların ki adeta çılgınlık…</p>
<p>657 Sayılı Devlet memurları Kanununun 146. Maddesinin 2. Fırkası: “Memurlara kanun, tüzük ve yönetmeliklerin ve amirlerin tayin ettiği görevler karşılığında bu Kanun’la sağlanan haklar dışında ücret ödenmez, hiçbir yarar sağlanamaz…” denilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı bu konuda defaten genelge yayınladı ve alt birimleri uyardı. “Bundan böyle, gerek Bakanlığımıza gerekse valiliklere bu konuda intikal edecek her türlü şikâyetler titizlikle incelenerek emre uygun hareket etmeyenler (Mutemet, Gerçekleştirme Görevlisi ve Harcama Yetkilisi) hakkında yasal işlem yapılacağının ilgililere duyurulması hususunda…” diye devam eden Bakanlığın tehdit içerikli yazıları sendikalar tarafından kurum panolarına asıldı. Süreci bazı şikâyetler ve soruşturmalar takip etti. Anadolu da “alışmış kudurmuştan beterdir” derler. Hayretle ifade etmeliyim ki; direnenlerin varlığına ilişkin şikâyetler gelmeye devam ediyor.  Mutemet olarak çalışan memur bulunmayan kurumlarda bu görev İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde olduğu gibi Müdür Yardımcılarından birisine verilmektedir. İ.K.Yönetmeliği “…okulun her türlü eğitim –öğretim, yönetim, öğrenci, personel, tahakkuk, ayniyat, yazışma, sosyal etkinlikler, yatılılık, bursluluk, güvenlik, beslenme, bakım, nöbet, koruma, temizlik, düzen, halkla ilişkiler gib işleriyle ilgili olarak okul müdürü tarafından verilen görevleri yapar. Müdür Yardımcıları bu görevlerin yapılmasından ve okulun amaçlarına uygun olarak işleyişinden müdüre karşı sorumludurlar” der. Yani ilgili Müdür Yardımcısı için idareci olarak aldığı maaşı bunları yapmanın karşılığında hak eder demek istemektedir. Neyse mevzuata derinlemesine girmeye gerek yok. Bu konu insanların zihninde zaten çözülmüş bir konudur.</p>
<p>Bazı personel bu görevi ekstra olarak yapıyormuş gibi izlenim vererek ve adeta ajite ederek ısrarla çeşitli yöntemlerle mutemediye ücreti almaya devam ediyor. Almayanları tenzih ediyorum.  Benim için üzerinde yazı yazılacak en son konu budur fakat gelen şikayetlerin doğruluğunu görünce yazmak zorunda kaldım. Benim üyelerimden olan ve kesinti yaptığı tarafıma ifade edilen de var. Onun için bu konunun sendika ile ilgisi falan yok. Bu bir alışkanlık… </p>
<p>Mutemetlik kesintisi ile ilgili geçmişte sendika olarak iki okul hakkında soruşturma açtırdım. Şu an bu okullarda kesinti yapılmıyor. “Mutemetler Genelge Takmıyor” diye yazı yazan Sendika Eski Yönetim Kurulu Üyemiz Aydın Kaya’nın başına gelenleri Pendik’te çalışanlar bilir. Aydın Kaya’nın sicil notları düşürülmüş ve açtığımız dava da İdare Mahkemesi yanlışa dur demişti.  Aydın Kaya’nın kararlı mücadelesi sadece kendi okulunda değil bir yığın yerde mutemetlik kesintisinde ısrar edenleri yoldan döndürmüştü. Bazı münferit yerlerde kesinti yapılmaya ne yazık ki devam ediliyor. Gelen şikâyetleri araştırdığımızda aynı yöntemlerin kullanıldığını görüyoruz. </p>
<p>Nasıl mı? İşte o yöntemler:</p>
<p>I.</p>
<p>Eğitim Öğretim yılı başında yapılan Öğretmenler Kurul Toplantısında mutemediye kesintisi kendi istedikleri çerçeveden kurulun gündemine sunulur; ajite edilerek ortak karar çıkartılır, herkesten kesinti yapılmayı sağlayacak dilekçeler alınır. Bu konuda en güçlü argüman bu iş için günde birkaç kez İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne gitmek gerekiyor. Bazen bir iki defa Mal Müdürlüğüne gitmek gerekiyor bunun yol masrafı, taksi parası nereden çıkacak sorusu ile başlayan ikna sürecidir. Bu yöntem de kesinti genelde elden alınır.  Örneğin İstanbul’da bir ilçede 100’den fazla personeli bulunan bir okulda yıllık kişi başına 60 TL toplanmıştır. 60X100=6000 TL iyi para…</p>
<p>II.</p>
<p>Okulda çay ve benzeri giderler için ortak bir havuz yapılır ve mutemediye parası da çaktırmadan bu havuza dahil edilir. Argüman güçlüdür. Ne yani bizim çay paramızı başkası mı verecek sorusu haklı bir sorudur ama giydirilmiş mutemediye arada kaynar gider. Çok tercih edilen bir yöntem değildir. Nadiren görülür.</p>
<p>III.</p>
<p>Mutemetlik parası elden toplanır. Çok görülen bir yöntem değildir. Onur kıran bir tarafı mevcuttur. Herkesten aylık para istemek insanı zor durumda bırakır. Bazen vermek istemeyenler olur. Benden mutemetlik parası kesemezsin ben hakkımı aramasını biliyorum diyenler çıkar. Bu yöntem etüt ve kurs yapılan okullarda etüt ve kurs parası elden teslim edilirken kesinti yapılarak yapılır ki en şık olanı da budur! Zaten verilen ücret karşılığı imza alınmışta olduğu için kesintinin olası bir durumda fark edilmemesinin, kayda girmemesinin en pratik yöntemidir. </p>
<p>IV.</p>
<p>Okuldaki Gerçekleştirme Görevlisi bazen sene başı kurulda alınan karar gereği aldığı dilekçeleri kendine olası bir durumda dayanak göstermeyi planlayarak direk maaştan keser. Burada uygulanan yöntem şudur. Mal Müdürlüğüne gönderilen maaş banka listesi ile bankaya giden maaş banka listesi farklı düzenlenir. Kişi başına eğer aylık 5 TL kesilecekse ve 100 personel varsa herkesin bankaya giden listesinde kişi başına 5 TL eksik yapılır ve arada oluşan 100X5=500 TL ilgili mutemedin banka listesindeki kendi maaşına eklenerek tahsil edilir. En yaygın yöntem budur ve aslında en riskli yöntem de budur. Bu direk zimmete para geçirmektir ki kesintiler ile ilgili şikâyet söz konusu olduğunda adamın burnundan fitil fitil getirilir. Faizi ile birlikte geri alınabilir.</p>
<p>Yazının başında “Cesaretin azı korkaklık fakat çoğu çılgınlıktır” dedik. Mutemetlik ücretinde ısrar etmek gerçekten çılgınlıktır. Genellikle uygulanan 4. Yöntem maaş bordrosunu düzenli olarak asmayanları kamufle edebiliyordu. Fakat artık her çalışan aylık maaş bordrosunu elektronik ortamda görebiliyor ve herkes bankaya yatan ile bordroda gözükeni çok rahat fark edebiliyor. Biliyoruz alışkanlıkları terk etmek zordur. Can çıkar huy çıkmaz derler. Mutemetliği ekstra görev sanıyorlar ve vicdani kılıfı bu noktadan hareketle uyduruyorlar. Mutemetlik ekstra bir görev değil, ilgili personele yönetmelik çerçevesinde verilen görevin gereğidir. Eskisi gibi elde hesaplama, tomarla para sayıp özel program satın alma devri kapandığından, ek ders dahil ücretler Mal Müdürlükleri tarafından interaktif ortamda yapıldığından dolayı bu konu tedavülden kalmıştır. Şimdi sıra münferiden olan yerlerde de fiilen kalkmasındadır.</p>
<p>Bu yazı kesinti yapmayanları tenzih, ısrarla çeşitli yöntemlerle alışkanlığını sürdürenleri tenkit içeriklidir. Unutulmasın ki cesaretin çoğu çılgınlıktır… </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kartalgazetesi.com/4927-soyuluyorsun-ogretmenim/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

